Aşk Sevgi ve Hoşlanma Arasındaki Farklar

12.12.2008 23:52 — AÅŸk,

HoÅŸlanmadan anlaşılan ÅŸey, tarafların algılamalarındaki benzerliktir. İnsan hoÅŸlandığı kiÅŸi hakkında olumlu deÄŸerlendirmelerde bulunur ve hoÅŸlanan iki insan arasında karşılıklı güven sözkonusudur.

Sevgi ise ÅŸemsiye bir tanımdır. HoÅŸlanmayı da içinde barındırmakla birlikte sevginin karakteristik özelliÄŸi baÄŸlılıktır. Sevgi; ilahî sevgi, insanî sevgi, erotik sevgi diye farklı gruplara ayrılabilir. İnsanın olgun özelliklere, güçsüz ve zayıf insanlara, hayvanlara olan sevgisi bu alt grupları oluÅŸturur.

AÅŸk, sevginin tutkulu ve derin biçimidir. AÅŸkın en önemli özellikleri; sadakat, baÄŸlılık ve ÅŸefkattir. Bu üç hususiyet, aÅŸk ile sevgi arasındaki farkı gösterir. Âşık olan kiÅŸide önceliÄŸi duygular almış ve muhakeme ikinci plâna düÅŸmüÅŸtür. İhtirasla seven kiÅŸilere 'delicesine âşık' denilmesinin sebebi de budur. Âşık, sevdiÄŸi için kendi çıkarını terk eden kiÅŸidir.

AÅŸkta hoÅŸlanma ve sevgide yaÅŸanandan farklı olarak ÅŸefkat vardır. Genel olarak aynı doÄŸru üzerinde bulunduÄŸu düÅŸünülse de sevgi ile ÅŸefkat birbirinden ayrı ÅŸeylerdir. Bir insanın aşık olup olmadığı onun ÅŸefkatine bakarak anlaşılabilir. Ayrıca ÅŸefkat, karşılık beklemez ve ÅŸarta baÄŸlı deÄŸildir. Åžefkat hisseden kiÅŸi aşık olduÄŸu insanı ne pahasına olursa olsun mesut etmek ister.

Âşık, 'Onu mutlu etmeliyim' düÅŸüncesiyle hareket eden, sevdiÄŸine karşı her türlü fedakarlığa hazır insandır. Hakiki aÅŸk, tanımlanarak yaÅŸanan aÅŸktır. AÅŸk, samimiyet ve içtenlik taşıyan bir histir. Âşık, 'sevdiÄŸime bütün sırlarımı anlatabilirim ve o hayatımdaki en özel kiÅŸidir' diye düÅŸünür. Ayrıca aÅŸkta mantığın ikinci plânda olduÄŸu, tutkunun yaÅŸandığı bir boyut vardır.

AÅŸk ile baÄŸlılık arasında da yakın bir iliÅŸkiden sözedilebilir fakat her aÅŸk baÄŸlılık, her baÄŸlılık da aÅŸk demek deÄŸildir. Bazı insanlar birbirlerine baÄŸlı olduklarını zannetseler de onları bir arada tutan, ortak menfaatleridir. Çıkar ortadan kalktığında sevgi ve aÅŸkta uçar. Menfaat özellikle mecazî sevgilerde görülür. Meselâ, bir insanı fizikî güzelliÄŸi için seven kimse, güzellik ortadan kalkınca sevmekten vazgeçer. Oysa gerçek aÅŸkta karşıdaki insanın kimliÄŸini sevme duygusu hâkimdir. Bir kimse sevdiÄŸi kimse için 'onunla beraber olmadığımda mutlu deÄŸilim' diye düÅŸünüyorsa bu aÅŸktan kaynaklanan baÄŸlılıktır. Ama vatanî görev gibi mecburen hissedilen baÄŸlılıklar da vardır. Kadın erkeÄŸe, erkek kadına sadıktır lâkin; sevmez ve öfkelene öfkelene baÄŸlıdır. Pek çok evlilikte olduÄŸu gibi itaat vardır ancak bu, askerî görevden kaynaklanan bir itaate benzer.

Burada zaman zaman baÄŸlılıkla karıştırılan bağımlılık kavramını da açıklamakta fayda var: BaÄŸlılıkta kiÅŸi sevdiÄŸi insan tarafından psikolojik ihtiyaçları karşılandığı için tatmin duygusu yaÅŸar. Oysa bağımlılık çıkar iliÅŸkisidir. Tıpkı baÅŸka ÅŸansı olmadığı için oluÅŸan ÅŸirket ortaklığı gibi.

AÅŸk Nedir?


Prens Charles ile Lady Diana evlenirken, gazeteciler 'birbirinize aşık mısınız?' diye sorduklarında onlar 'aÅŸk ne demekse biz oyuz' dediler. Bu cevap üzerine gazeteciler, 'aÅŸkın ne olduÄŸunu bilmiyorlar' diye yazarak, yeni evli çiftle dalga geçtiler. Biraz politik bir cevap olmakla beraber Prens Charles'in söylediÄŸi, doÄŸruydu. Yani aÅŸktan ne anlıyorsanız aÅŸk,odur.

AÅŸk, yüzyıllardan beri sadece duygularla yaÅŸandığı farz edilerek, filozoflar ve ÅŸairler tarafından tarif edilmiÅŸ, bilim adamları aÅŸkın tarifiyle uÄŸraÅŸmamıştır. Çünkü bilim denilince insanların aklına analitik, soÄŸuk, ciddi, sebep-sonuç iliÅŸkilerine dayanan bir ÅŸey gelir. Fakat aÅŸkın anlaşılmasında son 30-40 yılın, bilimsel analizleri ciddî bir yardımcı olmuÅŸtur. Atomdaki nötronla proton arasındaki çekim gücü, kadınla erkeÄŸin iliÅŸkisi, liseli aşıkların yaÅŸadıkları duygu seli, yada Yaratıcı'ya olan baÄŸlılık. Bunların hepsi aÅŸk tanımı içinde açıklanmaktadır. AÅŸk, gerçekten hepsini kucaklayacak kadar geniÅŸ bir ÅŸemsiye midir?

AÅŸk, sevginin tutkulu ve derinlikli biçimidir. AÅŸkı sevgiden ayıran en önemli üç özellik, sadakat, baÄŸlılık ve ÅŸefkattir. SevdiÄŸine delice bir tutkuyla baÄŸlanan âşık onun için kendi çıkarını terk eden kiÅŸidir. Aşık olan kiÅŸide muhakeme ikinci plana düÅŸmüÅŸ, öncelik duyguların olmuÅŸtur.

AÅŸk aynı zamanda gerçeklerin dışına çıkmış, hayal dünyasında yaÅŸanan romantik bir duygudur. AÅŸktan anlaşılan ÅŸey romanstır. Güzel bir aÅŸk yaÅŸamak için romansı mahveden ve artıran ÅŸeylerin iyi bir sentezi gerekir.

AÅŸkın Ömrü


AÅŸk, 1,5 – 3 sene arasında deÄŸiÅŸen bir ömre sahiptir. Ondan sonra buhar olup uçar. Süreç sevgi ve aÅŸkla baÅŸlar ama; mantıkla devam eder. Mantık içermeyen aÅŸk, bir müddet sonra yok olmaya mahkûmdur.

AÅŸk, uzun bir yolculuÄŸa çıkmak yada yanan bir ateÅŸi seyretmek gibidir. İnsan ateÅŸe ÅŸevkle bakar fakat onu canlı tutmak için çabalaması gerekir. AteÅŸ yanarken arada bir sönmeye yüz tutsa da gereken bakım ve ilgiyi gördüÄŸünde tekrar alevlenir. AÅŸkın kısa sürmesinin sebebi, aşıkların aÅŸk ateÅŸinin içine atlayıp, yanmak gerektiÄŸini düÅŸünmeleridir. Halbuki aÅŸk, yönetilmesi icap eden bir ateÅŸtir. AteÅŸe dışardan takviye yapmak, onun ısı ve enerjisinden faydalanmayı saÄŸlar. Âşıklar, birlikte alevlendirdikleri ateÅŸi izleyerek mutlu olurlar. Fakat mantıksız bir biçimde alevlerin içine dalmak, onu iki sene de sönen bir kül yığınına çevirir. Yani aÅŸk; sebep deÄŸil, iyi bir iliÅŸkinin sonucudur.

Burada akla ÅŸöyle bir soru gelebilir: AÅŸk bir sonuç ise, baÅŸlangıçta yaÅŸanan nedir? AÅŸk merdiveninin ilk basamağında kadın ve erkek arasında cazibe meydana gelir. Birbirinin çekim alanına giren iki kiÅŸi, birbirlerinden hoÅŸlanırlar. EÄŸer bu yakınlık iyi bir iliÅŸkiye dönüÅŸürse, aÅŸka kapı aralanır. AÅŸkın oluÅŸmasında baÅŸlangıç itibariyle tarafların birbirinden nefret etmemesi yeterlidir. Tarafların birbirleri hakkında ciddi boyutlarda olumsuz deÄŸerlendirmeleri yoksa ve iyi bir iliÅŸki yaÅŸanıyorsa, bu aÅŸkı filizlendirebilir. Fakat her iliÅŸki aÅŸkla baÅŸlamak zorunda deÄŸildir. Önemli olan iki kiÅŸinin birbirini tanımasıdır.

Aşkın Disiplini


AÅŸkın kendine ait bir disiplini vardır. İnsanın aÅŸk hakkında bilgilenmesi, 'aÅŸk nedir, nasıl aşık olunur?' gibi soruların cevabını bulması gerekir. Çünkü aÅŸk vahÅŸi bir ormanda gezmeye benzer. Kaliteli bir yolculuk için bilgi ve donanım gerekir. İnsan ormandan ancak hazırlıklı olduÄŸu taktirde zevk alıp, iyi vakit geçirebilir. 'Ormanı seviyorum ve bir süre orada yaÅŸamak istiyorum' diye tedbirsiz bir yola çıkış, bizi baÅŸ edemeyeceÄŸimiz tehlikelerle karşı karşıya getirerek, mahvedebilir. Oysa aÅŸk konusunda edinilen bilgi yaÅŸanan sorunları kazanca çevirmemizi saÄŸlayacaktır. AÅŸklarını uzun yıllar devam ettiren çiftler, fırtınalı dönemler yaÅŸasalar da gemiyi terk etmemiÅŸ ve baÄŸlılıklarından taviz vermeden beraberliklerini sürdürmüÅŸlerdir. Bu da ancak iliÅŸkiye emek vermekle mümkündür. Bir insandan 'otuz, kırk senedir aynı kiÅŸiye aşığım' sözünü duymak çiftlerin birbirlerini mutlu etme çabalarının sonucudur. Uzun süre devam eden aÅŸklarda iyi niyet ve sevgi azalsa bile hiçbir zaman kaybolmamıştır. Çiftler, aÅŸk ateÅŸi sönmeye yüz tuttuÄŸunda onu tekrar nasıl alevlendirecekleri konusunda çözüm aramış ve problemi ortadan kaldırmışlardır. Zamanla iliÅŸkilerin heyecanını kaybedip, insanların birbirlerinden sıkıldıkları da olabilir elbet. Bunun sebebi, birlikteliklerine ayırdıkları zamanın, enerjinin, ilginin azalmasıdır. Bir erkek 'eÅŸimden sıkılıyorum' diyorsa ilgisi iÅŸe, aynı ÅŸeyi kadın söylüyorsa, ilgisi çocuÄŸuna yada ev iÅŸine yönelmiÅŸtir. Ancak bu kalıcı bir durum deÄŸildir. Çiftler, karşılıklı olarak ilgilerinin azaldığını farkediyorlarsa, sevdikleri insanı hoÅŸnut etmeye çalıştıklarında aÅŸk ateÅŸi yeniden alevlenir. Pek çok iliÅŸki ve evlilik bu gayret gösterilmediÄŸi için bozuluyor.

'Ben Doğru İnsan mıyım?'


İnsanlar iliÅŸkiye girerken yada iliÅŸki isterken doÄŸru insanı arama çabası içindedirler. Bu esnada 'Benim için doÄŸru insan kimdir?' sorusunu sormalarına raÄŸmen, 'Acaba ben doÄŸru kiÅŸi miyim?' sorusunu sormazlar. Karşı tarafı kendi yapılarına uydurmaya, baÅŸlangıçta çizdikleri protipe münasip bir eÅŸ bulmaya çalışırılar. Halbuki insanın 'kendime uygun kiÅŸiyi arıyorum' derken, 'kendimi deÄŸiÅŸtirip, geliÅŸtirme çabasında mıyım?' sorusunu da sorması gerekiyor.

Evlilikte ve genel olarak kadın erkek iliÅŸkilerinde rastladığımız en büyük problem, düÅŸünce katılığıdır. DüÅŸünce katılığı yaÅŸayanlar yani inatçılar deÄŸiÅŸime kapalıdırlar. Böyle bir insan kendisini geliÅŸtirmemiÅŸ, bulunduÄŸu yerde kalmıştır. Fakat ilerlemeye açık kiÅŸi, yerde gördüÄŸü bir kağıt parçasından bile birÅŸey öÄŸrenir. Sabit fikirli olmakta ısrar eden, 'Ben yeterliyim, ben oldum' diye düÅŸünen bir insanın geliÅŸimi farkındalık bilincinin oluÅŸmasıyla mümkündür. 'İyi yönlerinin olduÄŸu muhakkak ama; bazı taraflarının da deÄŸiÅŸime ihtiyacı var' diyerek önce geliÅŸim gerçeÄŸini kabullenmesini saÄŸlamak bu hususta yapılabilecek en önemli noktadır. EvlendiÄŸinde nasıl bir eÅŸ olacağı sorusunu kendine soran kiÅŸi, doÄŸru iliÅŸkinin ilk adımını da atmış demektir. Fakat böyle bir sorudan kaçıyorsa, karşı cinsle iliÅŸkiye hazır deÄŸildir. Kendini mükemmel gören bir kimse, yalnız yaÅŸamaya mahkumdur.

Aşktaki Başarı


AÅŸktaki baÅŸarı kiÅŸilikle baÄŸlantılıdır. İnsan kapalı kutu gibidir. Biz onun dış görünüÅŸüne bakarak, içinden bilgi almaya çalışırız. Bunun içinde biraz zaman geçmesi lâzımdır ki; kapalı kutu anlaşılabilsin. İnsanlar aşık oldukları kimsenin kiÅŸiliÄŸini yeterince tanımadan, 'delicesine sevdim' diyorlar ama; aşık olunduÄŸunda nasıl davranılacağını bilmiyorlar. İyi bir aÅŸk için sevmek yetmez. Önemli olan onun kurallarını bilmek ve iyi yönetmektir.

AÅŸk, dünyayı döndürecek derece etkili bir güçtür. Bir motorun dönmesi için nasıl hareket gerekiyorsa, dünyanın dönmesi için de aÅŸkın etkileyici gücü gerekmektedir. Ayrıca aÅŸk, iyileÅŸtirici bir güce, büyüleyici bir etkiye sahiptir. İnsanlık tarihinde bazen otorite, bazen de halk tarafından toplumsal hayattan uzaklaÅŸtırılmış, yalnız bırakılmış bilgeler vardır. Fakat onların kimisinde ilahî, kimisinde insanî ÅŸekilde tezahür eden öyle bir aÅŸk vardır ki; belli bir süre sonra insanları kendi etraflarına çekmiÅŸlerdir. Hz. Mevlâna bunun en güzel örneÄŸidir. YaÅŸadığı aÅŸk, Onu büyük bir cazibe merkezine dönüÅŸtürmüÅŸtür.

Aşkta Kadın Erkek Farkı


AÅŸk duygusu kadınlarda erkeklere nazaran daha güçlüdür ve kadınlar aÅŸk kahramanıdırlar. Kadınlar kendilerine doÄŸuÅŸtan verilmiÅŸ bu hususiyet sebebiyle bir çekim alanı oluÅŸtururlar ve bu çekim güçleriyle evliliklerini devam ettirirler. Evrimsel psikoloji açısından bakıldığında, türün devam edebilmesi için kadının cazibesi gerekir. İnsan neslinin devamında beynimize yazılan bu program iÅŸlemektedir.

AÅŸkta insana tesir eden ilk ÅŸey dış güzellik ve cinsel çekiciliktir. Fakat Sokrates'in söylediÄŸi gibi 'güzelliÄŸin saltanatı kısa sürer'. Fizikî güzellik, ilk etkileme gücü olduÄŸundan kısadır. Ondan sonra da iç güzelliÄŸin saltanatı baÅŸlar. İç güzellik kapalı kutu gibidir. Katları açtıkça onu bilir ve bulursunuz. Ancak nazik davranmayıp duyguları incitirseniz aÅŸk zarar görür. KiÅŸinin aÅŸktaki baÅŸarısı, kutudan çıkan özellikleri bozmamaya ve dağıtmamaya baÄŸlıdır. Bundan sonra akıllıca sevmek, akıllıca vermek ve akıllıca almak gerekir. Bu da ancak insanoÄŸlunun niteliklerini bilmesiyle gerçekleÅŸir. Yalnız karşı tarafı tanımak için kendini tanımak esastır. EÄŸer karşımızdaki insanın vasıflarına, tanıma ve anlama gayesiyle bakarsak yeni yeni keÅŸifler yapmak mümkün olacaktır. Çünkü insan ruhu engin bir deniz gibidir. Meselâ, Kızıldeniz'e girenler bilirler ki; denizin etrafı kupkuru çöl olmasına raÄŸmen suya daldığınızda rengarenk bir dünya ile karşılaşırsınız. Dışardan görünmez ama; içerde mercanlar, balıklar, birbirinden farklı denizaltı yaratıkları vardır. İşte aÅŸkta Kızıldeniz'de yüzmek gibidir. Yüzeyden baktığınızda görünmeyen bir dünya içine girdiÄŸinizde bütün renkliliÄŸiyle karşınıza çıkar. Aynı kiÅŸiyle yıllar süren, mutlu bir beraberliÄŸin sırrı budur.

Nitelikli AÅŸkın Özellikleri


Nitelikli bir aÅŸk yaÅŸamanın kuralı, duyguları ürkütmemek ve acıtmamaktır. İnsanın içinden geldiÄŸi gibi davranması güzel ÅŸeydir ama; nazik olmak daha da güzeldir. Bu kiÅŸinin geliÅŸmiÅŸ bir ruha sahip olduÄŸunu gösterir. SevdiÄŸinin hislerini incitmemek kaygısıyla hareket eden, onun ruh halini anlamaya çalışan insan iyi bir aşıktır. Meselâ sevdiÄŸi adamın kaza yaptığını duyan bir kadın kazadan saÄŸlam kurtulan ve durumu kendisine anlatan erkeÄŸe, 'sen ne biçim adamsın! Hiç araba sürmeyi bilmiyorsun zaten' derse, onun yaÅŸadıklarını anlamamış demektir. Kadının söylemesi gereken ÅŸey, 'Eyvah! Büyük bir tehlike atlattın. Nasıl oldu?' diye sormak ve onun yanında olduÄŸunu erkeÄŸe hissettirmektir. Bunu söylemeyen bir kadın karşısındaki erkeÄŸi ne kadar severse sevsin, yine de onu anlamamıştır. Varolan sevgi, bu manevî hasarı engelleyemez.

Gerçek AÅŸk


Hakiki aÅŸk, romantik duyguların ön plâna çıktığı, ergenlikle birlikte baÅŸlar.

Aşkın Kimyası

'AÅŸkın Kimyası' kavramı insanlara ilaç verilerek onlarda romantik duyguları uyandırmak yada tam tersine bir ilaçla bu duygusal eÄŸilimlerin yok edilebileceÄŸini anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Burada akla ÅŸöyle bir soru gelebilir: AÅŸkın ilaçlarla yönlendirilmesi, tıbbın insan duygularına bir müdahalesi deÄŸil midir? Evet, duygusal bir müdahaledir ve bilimsel etik açısından da ciddî bir tartışma konusudur. Kimyasal silah diye nitelendirdiÄŸimiz bu ilaçların doÄŸru ÅŸekilde kullanılması gerekir. Aksi halde bu ilaçları kullanan hasta sonradan çok piÅŸman olacağı birine aşık olabilir. Bilhassa antidepresan etkisi olan ilaçlar, beyinde manik uyarılmaya ve mutlulukla ilgili alanların fazla çalışmasına sebep olabilir. Neticede evli olduÄŸu halde, ilaçların tesiriyle rastgele birine aşık olan kimse daha sonra ki bir tedaviyle normal haline dönebilir. Bu da gösteriyor ki; ilaçlarla yapay bir aÅŸk oluÅŸturulması mümkündür.

İyi Aşıklar

Gerçek aşıklar, beyin saÄŸlığı iyi olanlar arasından çıkar. Çünkü ruh beyin vasıtasıyla kendini ifade eder. Bilhassa depresyon geçirenlerin doÄŸru aÅŸkı yaÅŸamaları zordur. Zira depresyon, saÄŸlıklı düÅŸünme ve muhakemeyi bozarak yanlış yönelimler doÄŸurur. Gizli depresyonlar da bu tip durumlara yol açmaktadır. Genç bir kadın hastam, kapısına gelen tüpçüye âşık olmuÅŸtu. Tedavi olduktan sonra 'ben nasıl böyle bir ÅŸey yaptım?' diyordu. Olayı kadın hastamın eÅŸi açısından düÅŸündüÄŸünüzde eÄŸer hastalığı yok sayarsanız evliliÄŸi hemen bitirmesi gerekirdi. Ancak bu, altta yatan bir depresyonu iÅŸaret ediyordu ve tedavi sonrasında her ÅŸey normale döndü.

Bu örneÄŸe benzer ÅŸekilde liseli aşıkların yaÅŸadığı hastalıklı aÅŸklar vardır. Lise yıllarının yaÅŸandığı devirler psikoloji de normal ÅŸizofrenik dönem periyotlarındandır. Hz. Muhammed'in, 'deliliÄŸin bir ÅŸubesi' dediÄŸi gençler, bu dönemde çılgınca aşık olup, kısa bir süre sonra sevdiklerini söyledikleri insanı unutabilirler. Bunlar gerçekçi aÅŸklar deÄŸildir. Hassaten ergenlik döneminde yaÅŸanan aÅŸklarda muhakkak büyüklerin yardımı gerekir.

Aşkın Yaşı

AÅŸkın yaşı yoktur. Bir insan seksen yaşına dahi gelse iyi bir âşık olabilir. Yalnız bu aÅŸkın hormonal yönünden ziyade duyguların ağır bastığı bir boyutu olacaktır. Çünkü ilerleyen yaÅŸlarda aÅŸkın biyolojik yönü ve bununla beraber gelen cinsel beraberlik ikinci plâna düÅŸer, ruhların uyuÅŸması öne çıkar. Ancak ihtiyarlık, fiziksel temasa engel deÄŸildir. İleri yaÅŸtaki bir kimsenin sevdiÄŸi insanda mutluluk kimyasalını salgılatabilmesi -tıpkı gençlerde olduÄŸu gibi- karşılıklı güzel sözlerin söylenmesi, duygusal çaÄŸrışımların harekete geçirilmesiyle mümkün olabilir. EÅŸinin ölümünden kısa zaman sonra kendisi de ölen pekçok insan duymuÅŸuzdur. Her ne kadar çiftlerin birbirine alışma ve bağımlılık boyutu da olsa kısa aralıklarla gerçekleÅŸen bu ölüm, iki kiÅŸinin karşılık bulmuÅŸ aÅŸkının tezahürüdür. Alzheimer hastası olup da kendini tanıyamayan, tuvaletini dahi tutamayan eÅŸine, küçük bir çocuÄŸa bakar gibi bakan aşıklar olduÄŸunu bu konudaki uzmanlık tecrübelerim neticesinde biliyorum. Böylesine seven insan, bu fedakârlığı da büyük bir zevkle yapmaktadırlar. İnsanın vefalı bir hayat arkadaşının olması kadar mutluluk verici baÅŸka birÅŸey yoktur. Seven kimse, sevdiÄŸi kiÅŸi öldüÄŸünde kolu, bacağı kopmuÅŸ gibi hisseder kendisini. İşte gerçek aÅŸk budur. O sebeple ileri yaÅŸlarda varlık bulan aÅŸk, gençlik dönemlerine göre daha kaliteli, psikolojik ihtiyaca daha fazla cevap verir tarzdadır.

AÅŸk ve Cinsellik

AÅŸkın üç sacayağı vardır. Bunlar dış görünüÅŸ, ruhî olgunluk ve cinselliktir. Fakat bu üç unsurdan hiçbirisi aÅŸk için tek başına yetmez, ancak beraber olduÄŸu zaman birbirini tamamlar. Çok güzel bir insanın sakat birisine aşık olması akıl yürütme yöntemleriyle açıklanamasa da baÄŸlılık ve mutluluÄŸun getirdiÄŸi kaliteli bir beraberlik yaÅŸanabilir. Kadın erkek iliÅŸkisinde dış görünüÅŸün önemi % 20 oranındadır. Geri kalanı iç güzellikle alâkalıdır. Dikkat çekici bir fizikî güzellik, aÅŸk için yeterli deÄŸildir. Önemli olan içteki niteliklerin dışa doÄŸru ÅŸekilde yansımasıdır. Meselâ, fiziken çok güzel bir kadın oturmasını, kalkmasını, giyinmesini, kendine bakmasını bilmez; buna mukabil ortalama güzelliÄŸe sahip bir baÅŸka kadın, çok dengeli bir biçimde bunları yaparsa diÄŸerinden daha fazla beÄŸenilebilir. Bu beÄŸeniyi saÄŸlayan ÅŸey zihinsel güzellik, kiÅŸinin kendine olan güveni ve kusurlarını cesaretle karşılayabilmesidir. Bunları yapabilen kadın çok güzel olmasa da sevimli ve alımlı demektir.

Cinsel uyarılma kadında dokunma ile, erkekte görsel unsurlarla ortaya çıkar. Bu genetik eÄŸilim sebebiyle erkek kadının dış görünüÅŸüyle çok ilgilenir. Erkek iyi bir fiziksel temas sayesinde kadını cinsel açısından etkileyebilir. Kadının cinsellik uyarısı, beyninin duygusal yönünün harekete geçmesiyle mümkündür. O da sevgiyle söylenmiÅŸ güzel sözcüklerle olabilir.

AÅŸk ve Güzellik

AÅŸk için fiziksel güzelliÄŸin ÅŸart olmadığını söylemiÅŸtik. Hattâ çok yakışıklı yada çok güzel kimseler iyi âşık olamayabilirler. Çünkü bu insanlar baÅŸka tarafından çok iltifat gördükleri için önlerine yeni seçenekler çıkabileceÄŸini düÅŸünürler. Bu sebeple de sadakatleri zarar görür. Yakışıklı yada güzel insanlarla evlenenler kendilerini daha kıskanç olmak mecburiyetinde hissederler. Bu da doÄŸal bir durum.

AÅŸkın Tek DoÄŸru Sonu, Evlilik ya da Hüsran mıdır?

ir insan evleneceÄŸim kiÅŸiye mutlaka aşık olacağım diye düÅŸünüyorsa, o kiÅŸi aÅŸkı da, evliliÄŸi de bilmiyor demektir. Evlilik, aÅŸk olmadan yürüyebilir ama; kalitesiz olur. AÅŸk, evliliÄŸe kalite katar. Bir bitkiyi ekip, büyütmek gibi evlilikte de aÅŸkı büyütüp, geliÅŸtirmemiz mümkündür.

Aşkın Coğrafyası

AÅŸk edebiyatı belki kültürel yapı, belki kromozomal bir eÄŸilim belki de sebebini tam olarak açıklanamayan bir gerekçeyle Akdeniz coÄŸrafyasında dünyanın diÄŸer bölgelerine nazaran daha fazla geliÅŸmiÅŸtir. Kerem ile Aslı'lar, Leyla ile Mecnun'lar, Ferhat ile Åžirin'ler bilinen örneklerden bazıları. Åžu bir gerçek ki; büyük aÅŸklar doÄŸu dünyasında hep vardır. Buna mukabil Kuzey Avrupa gibi soÄŸuk ülkelerde, soÄŸuk insan özellikleri görüldüÄŸü için buralarda aÅŸkın yaÅŸanması da, yazılması da doÄŸu'ya oranla daha azdır. Tabii bunda kilisenin baskıcı tutumunu da göz ardı etmemek gerekiyor. Batı'da aÅŸk kavramı daha ziyade OrtaçaÄŸda kilise baskısı kalktıktan sonra canlanmaya baÅŸlamıştır.

Kainattaki en zor ÅŸey, insanı çözümlemektir. AdemoÄŸlunun analizi yalnız ilmî ölçeklerle yapılamaz. Bilimsel veriler geliÅŸtirerek bir standarda oturtsanız da, insanı çözümlemenin özel yetenekle yoÄŸrulmuÅŸ bir sanat yönü vardır. Anlaşılması zaten güç olan insan, iliÅŸkiler konusunda daha da müphemleÅŸebilir. Meselâ, birbirine aşık iki kiÅŸi her zaman uyumlu bir iliÅŸki yaÅŸayamayabilirler. Kadınlar beraber yaÅŸadıkları erkeklerin bir yandan olgun ve beyefendi olmasını isterken, diÄŸer yandan da içlerinde yaramaz bir çocuk taşımasını beklerler. Bu konuda her iki tarafında birbirini anlama çabası, iliÅŸkiyi sekteye uÄŸratan empati sağırlığını giderecektir.

Aşkın Matematiği

AÅŸkı bir spektrum olarak sayı doÄŸrusu üzerinde düÅŸünürsek; 1, hoÅŸlanma duygusu; 2, sevgi; 3, aÅŸktır. Nötrden yani sıfır noktasından geriye doÄŸru gidersek eÄŸer bu sefer de; -1, antipati; -2, nefret; -3, düÅŸmanlıktır. Sayı doÄŸrusu üzerine yerleÅŸtirildiÄŸinde artı ucun üst noktası aÅŸk, eksi ucun üst noktası ise nefret olarak karşımıza çıkıyor. Sıfır noktası sevginin nötr derecesini ifade etmektedir. Sevginin derecesi ona yüklenen anlam ve deÄŸer ile deÄŸiÅŸir. Bu kapsamda sevgi, düÅŸünceyle yoÄŸrulduÄŸunda mertebesi yükselir. Sevgi, nefretten baÅŸlayıp aÅŸka dönüÅŸebilir ve aslında insan nefret ettiÄŸi birine de aşık olabilir. Ya da aşık olduÄŸu birisinden bir müddet sonra nefret edebilir. Bu da göstermektedir ki; sevgi deÄŸiÅŸken bir yapıdadır.

Aşkın Tuzakları

AÅŸkın tuzakları olduÄŸunu, çok tutkulu aşıkların dahi birbirlerini öldürmeye kalkışmalarından görebiliriz. AÅŸk tanımını tekrar hatırlarsak, aÅŸk: bir insanın diÄŸer bir insan içinde kaybolmasıdır. Yani kiÅŸinin egosunu bir baÅŸka insanın ego havuzu içine atarak eritmesidir. Ancak gerçekçi olmayan aÅŸklarda, seven benliÄŸini sevilende erittikten bir süre sonra ona düÅŸmanlık da besleyebilir. Bu problemin kaynağı, aşık olan kiÅŸinin karşısındakini deÄŸil, idealize ettiÄŸi bir kimliÄŸi yani zihninde tasarladığı 'Onu' sevmesidir. Fakat sevdiÄŸi ile yakınlaÅŸtığında, onun idealindeki insan olmadığını görerek hayal kırıklığına uÄŸramaktadır ki, sonuçta nefret yaÅŸanabilir. Delicesine büyük bir sevdayla baÅŸlayan aÅŸkın bir süre sonra buhar olup uçmasının sebebi, aşığın her ÅŸeye pembe gözlükle bakmasıdır. Oysa gerçekçi tarzda yaÅŸanan aÅŸk, çiftin engelleri beraber aşıp, iliÅŸkinin derinlik kazanmasıyla devam eder ve yok olma tehlikesiyle de karşılamaz.

Aşkın tuzaklarından birisi aşk nezlesidir. Tıpkı mide ya da burun nezlesi gibi. Aşk nezlesi, varolan bir ilişkiye başka tehlikeli ilişkiler karıştırmak demektir. Aşk nezlesi insanı kısıtlar, huzursuz eder ve yakınlarına rahatsızlık verir. Gribin diğer insanlara zarar vermesi gibi. Aşkı nezleden kurtarmanın yolu, onu tehlikeye sokacak şeyler yapmamaktır.

Aşksız Yaşamak

Duygularını bastıran insanlar hayatın en güzel anlarını kaçırırlar. Meselâ, eÅŸini ya da çocuÄŸunu çok sevdiÄŸi halde küçük düÅŸeceÄŸim endiÅŸesiyle bu hissini zapturapt altına alanlar o anda yaÅŸanacak büyülü andan nasiplenemezler. Etraflarındaki insanlara sıkıntı verecek kadar düzenli, gereÄŸinden fazla mükemmeliyetçi ve ayrıntıcı kimseler diÄŸer insanlara nazaran iç dünyalarını daha fazla gizler ve birçok güzelliÄŸi tatmadan yaÅŸayıp giderler. Bu tip kiÅŸiler, herÅŸeyin ölçülü ve net olmasını ister, belirsizliÄŸe tahammül edemezler. Bunun sonucunda da duyguları hasar görür. İnsanın pasifleÅŸmeden mahcup ve çekingen olması, sade yaÅŸaması bir noktaya kadar güzeldir. Ancak hareketsizleÅŸmemek kaydıyla. Haddini bilen, kendinden emin aynı zamanda da baÅŸkalarının hakkına saygı duyan bir kimse hissettiklerini bastırmasına lüzum kalmadan da özgüven sahibi olabilir. DüÅŸüncelerini makul sınırlarda ifade etmekten kaçınanlar gergin, kendileriyle çatışan, mutsuz insanlardır. Bu tip kiÅŸilerin beyninde stres hormonu fazla salgılandığından devamlı olumsuz senaryo yazarlar ve bu da onları gerilime sürükler. Neticede ortaya çıkan negatif enerji, sevdikleri insanı kendilerinden uzaklaÅŸtırmalarına sebebiyet verir. Halbuki duyguları bastırmak yerine beden dili ile ifade etmek böyle bir problemle karşılaÅŸmayı önleyecektir.

AÅŸkın Önüne Takılan Engeller

İnsanın aÅŸkla ilgili karşılaÅŸtığı en büyük sorun, yaÅŸadığı aÅŸkı devam ettirememesidir. Bilhassa çok kolay aşık olan genç kızlar aÅŸkın arızalarını bilip, onları tamir edemedikleri için ziyan olabilirler. AÅŸk, deneme yanılma yöntemi ile sürdürülebilecek bir olgu deÄŸildir. Hayat tecrübesi olan büyüklerin aÅŸkın karşılaşılması muhtemel krizlerinde nasıl davranmaları gerektiÄŸini gençlere öÄŸretmeleri, onların daha az hatayla iliÅŸki yaÅŸamalarını saÄŸlayacaktır. Böylece gençler aÅŸkı ders alacakları bir tecrübeye dönüÅŸtüreceklerdir.

AÅŸkın önüne takılan diÄŸer büyük engel ise, karşıdaki insandan kabiliyetinin üstünde fedakârlıklar beklemektir. İnsanın sevdiÄŸinden kendisi için özveride bulunmasını istemesi son derece doÄŸaldır. Ama bu talebin sınırlı ve mantık süzgecinden geçmiÅŸ olması ÅŸartıyla. KiÅŸi sevdiÄŸinin ÅŸahsiyetinden ve insanî iliÅŸkilerinden vazgeçmesini istiyor, 'herkesi unut, sadece beni düÅŸün ve benimle yaÅŸa' diyorsa hayal kırıklığına uÄŸraması kaçınılmazdır. Seven kimse bunları bir müddet rahatlıkla yapar ama daha sonra hayatın acı gerçekleriyle yüzleÅŸir. Beklentilerin eskisi gibi cevaplanmadığı bu süreç, hastalığa tutulmuÅŸ bir iliÅŸkinin ilk sinyallerini verir. Bir müddet sonra gerçeÄŸin soÄŸuk yüzü ile burun burna gelen taraflar 'aÅŸk karın doyurmuyormuÅŸ' demeye baÅŸlarlar. AÅŸkla filizlenen bir iliÅŸkinin bu riskleri yaÅŸamaması ve kalıcı olması için mutlaka düÅŸünce ile yoÄŸrulması lazımdır.

AÅŸka Zarar Veren Åžeyler

Feminizm, kadın erkek iliÅŸkisini savaÅŸ alanına dönüÅŸtürdüÄŸü için aÅŸka zarar vermiÅŸtir. 1960'lardan sonra Amerika'da yaygınlaÅŸan ve bütün dünyayı kaplayan bu akım bilhassa çağımızda kendisine pek çok taraftar topladı. Feminizm, kadının özgürleÅŸmesini savunmuÅŸ, fakat özgürleÅŸme uÄŸruna neleri kurban edeceÄŸini hesaba katmamıştır. Bu süreçte pek çok evlilik zarar görmüÅŸtür. Kadın sosyal hak ve hürriyetler konusunda özgür olmalı ama bunu evliliÄŸini feda etmeden yapmalıdır. Feminizm öncesi psikiyatri ofislerine gelen çiftler ÅŸöyle bir tablo sergiliyorlardı: Yaşı elliye yaklaÅŸmış, maddî kazancı artmış, 'eÅŸime karşı bir ÅŸey hissetmiyorum. Dünyaya bir defa geldim, bari canımın istediÄŸi kiÅŸiyle yaÅŸayayım' diye düÅŸünen, karısından boÅŸanmaya hazır bir erkek ve bu durumun çaresizliÄŸiyle kıvranan, aÄŸlayan gözlerle psikiyatrdan medet uman bir kadın. Feminizm etkisi taşımayan ailelerde bu tablo hâlâ sürmektedir. Ancak feminist akımın kuvvetli estiÄŸi hanelerde durum tersine dönmüÅŸ ve kadın da hayatında deÄŸiÅŸiklik yapmaya karar vermiÅŸtir. Duyarsız, otoriter bir erkekle karşılaÅŸan kadın erkeÄŸin cinsel isteÄŸini bir görev gibi yapmaktan bıkarak, 'Bu adam beni sıkmaya baÅŸladı' dedi. EÄŸer ekonomik anlamda kocasına bağımlılığı yoksa yuvayı daha kolay terk edebileceÄŸini düÅŸündü. Tabii bunun faturasını da çocuklar ödediler ve ödemeye de devam ediyorlar. Günümüzde özgür olmak için yalvaran erkek ve deÄŸiÅŸim isteyen kadın modelleriyle karşı karşıyayız. Bu tabloyu saÄŸlayan ÅŸey, Feminist hareketin ortaya çıkış noktasından saparak bir nevi erkekten nefret etmeye dönüÅŸmesidir. Bununla beraber Feminizmin, kadındaki romansı yani aşık olma duygusunu yok ettiÄŸini de söyleyebiliriz. Kadına 'erkeÄŸe sadece cinsellik için ihtiyacın var, onun dışında kimseye bağımlı olmadan dilediÄŸin gibi yaÅŸayabilirsin' mesajını verdiÄŸi için nikâh karşıtı akımlar ortaya çıktı. Kadın ve erkeÄŸin birbirleri için var olduÄŸu gerçeÄŸi feminizmin etkisiyle maalesef unutuldu.

Sevginin Genetik Yönü

Sevgi genetik bir eÄŸilimdir. Beynimizde duygulardan sorumlu alan zenginleÅŸtikçe bu his de geliÅŸip, aÅŸka dönüÅŸür. Kadını erkeÄŸe, erkeÄŸi kadına yönlendiren bu meyil yani aÅŸk olmazsa, iki cins birbirine katlanması gerektiÄŸi zaman bunu yapamaz. AÅŸkta ideal olan sadakate dayalı, sevgi, saygı ve güven baÄŸlarıyla sarmalanmış bir iliÅŸkidir. Bu iliÅŸkinin iyi olduÄŸu kadar fırtınalı ve zor geçen günleri de olacaktır. Ancak sevginin gücü bu zorlukları aÅŸmaya yeter.

Beynin sevgiyle ilgili bölümü, çocukluÄŸun ilk dört yılında geliÅŸir. Bu sebeple anne çocuk arasındaki ilk dört senelik iliÅŸki son derece önemlidir. ÇocuÄŸun bir bakış yada dokunuÅŸla bile olsa sevildiÄŸini hissetmesi, bu alandaki hislerinin inkiÅŸafına yardımcı olur. Hayatının ilk zamanlarında sevgi görmeyen çocuk kendisini güvende hissetmeyecek ve beyin büyüme hormonu salgılamayacaktır. Büyümesi yavaÅŸlayan çocuÄŸun fizikî geliÅŸimi de zayıflayacaktır. Meselâ, Batıda bebek kutularına koyulan, bizde ise cami önlerine bırakılan çocuklar vardır. Bu çocuklara yuvalarda çok iyi fiziksel imkânlarla bakılmasına raÄŸmen sık sık bakıcı deÄŸiÅŸtirdikleri için insanlarla teke tek, kararlı ve tutarlı iletiÅŸim kurmakta zorlanırlar. Yeterince sevgi alamayan çocuk, temel güven duygusunda eksiklik olduÄŸu için dış dünyaya kapanır. İçe kapanıklık baÅŸta anne yoksunluÄŸundan kaynaklanan bir protesto dönemiyle baÅŸlar. Çocuk bu safhada yanına yaklaÅŸan her ÅŸeye aÄŸlar. Daha sonra içe kapanma dönemi yaÅŸar, dünyadan kopar ve adeta otistik bir hayatın içine girer. Bunun belirtileri, okuma yazmayı öÄŸrenemeyen, hayattan kopuk davranışlar sergilemesidir. Anne yoksunluÄŸu yaÅŸayan çocukların bir kısmında beyin büyüme hormonu salgılayamaz. Çünkü sevgi, beynin nörofizyolojik ihtiyacıdır. Çocuk yuvalarında 'hospitalization - Yuva Hastalığı' ÅŸeklinde adlandırılan bir hastalık vardır. Bu sendromun gözlendiÄŸi çocuk çok sık rahatsızlanır ve ani ölümler yaÅŸanır. Yuva hastalığını engellemenin yolu, bir enerji olarak çocuÄŸun sevgiye olan ihtiyacı mutlaka karşılanmaktır.

Kadın beyninde duygusal alanlar geliÅŸkin olduÄŸundan sevgi ihtiyacı erkeÄŸe nazaran birkaç misli daha fazladır. ErkeÄŸin ihtiyacı bir ise, kadının üç, dörttür. Ancak erkekler kadınları kendileri ile kıyasladıklarından onların bu taleplerini anlayamamaktadırlar. İşte cinsler arası iliÅŸkilerde en sık rastladığımız sorun da budur: Yani erkeklerin sevgilerini ifade etmemeleri sonucu kadınların sevilmedikleri hissini fazla yaÅŸamalarından kaynaklanan problemler. Erkek 'Zaten seni seviyorum. Bunu yıldızlı laflarla söylemeye ne gerek var?' diye düÅŸünürken, kadın sevilmediÄŸini hissettiÄŸinde erkeÄŸi çekmek için daha fazla sevgi verir. Böylece geri dönüÅŸü olan bir yatırım yapar. Ama erkeklerin çoÄŸu verilen bu sevgiyi israf eder ve maalesef deÄŸerini de bilmez. Bu durumu tarlaya buÄŸday ekmeye benzetebiliriz. Ekilen darının bir avucu kuÅŸlar, bir avucu toprak ve ancak bir avucu buÄŸday içindir. Bu misaldeki gibi bir bakış açısı kadının mutsuzluÄŸunu önler. Yani sevgi verirken üç koyan kadın erkekten bir beklerse hayal kırıklığına uÄŸramamış olur. Zira erkekler kadınlara nispeten duygusal bakımdan kör ve sağır sayılabilirler. Böyle bir insan karşı tarafın hissîyatını anlayamadığı için sevgi iliÅŸkisi kurmakta zorlanır. Yapılması gereken gönül iÅŸlerinde erkeklerin gözlerini ve kulaklarını açmaktır.

Sevme Kapasitesi

AÅŸk insandaki temel duygulardan birisidir ve bunun dengeli bir biçimde karşı cinsle paylaşılması gerekir. Tabii aÅŸk bir tek noktaya yönelirse diÄŸer alanlar güdük bırakılmış olur. Meselâ, insan mesleÄŸine aşıksa onunla yatıp onunla kalkar. Erkeklerin aÅŸkları genellikle mesleklerine yöneldiÄŸinden iyi bir iÅŸ adamı olsalar da iyi bir eÅŸ yada iyi bir baba olamayabilirler. Benzer ÅŸey kadınlar için de geçerlidir. Onlarda çocuklarına olan aşırı baÄŸlılıkları sebebiyle ilgilenmeleri gereken diÄŸer tarafları atıl bırakabilirler. Demek ki, aÅŸkın önem ve öncelikler piramidi olması gerekmektedir. Bu piramit kiÅŸinin kendisine soracağı ÅŸu sorular ve bunların cevaplarıyla belirlenebilir: İnsan en ÅŸiddetli aÅŸkı neye duymalıdır? AÅŸk piramidinin tepesine koyulması gereken soyut idealler mi, karşı cins mi, yoksa varoluÅŸ gayesi midir? Bir hedef uÄŸruna ölünmesi icap etse, bu hedef ne olmalıdır? Soyut idealden sonra aÅŸk ÅŸemsiyesi altına sırasıyla hangi sevgiler girebilir? İnsan kendisine bu ve benzeri soruları sormadan aÅŸk yaÅŸarsa bu aÅŸk içinde acı tohumlar barındıran mecazî bir boyutta kalır.

Sevginin Ölçüsü

İnsan sevgisini belli bir ölçüde tutup, akıllıca yürütüyorsa bu hem kendisi hem de sevdiÄŸi için avantajdır. Ama sevgisiyle karşı tarafı boÄŸuyorsa bir müddet sonra 'olmaz olsun böyle sevgi' sözlerini duyacaktır. Bu sebeple sevgideki baÅŸarı, dengeden geçmektedir.

Fakat sevgisiz geçen bir ömür, çok yazık edilmiÅŸ bir ömürdür. İnsan hayatının anlamsızlaÅŸması demektir. KiÅŸi sevdiÄŸinin yanında olduÄŸu zaman kendini güvende hisseder. Ondan aldığı destekle zorluklara dayanma gücü artar. İki gözle bakan kiÅŸi, bir anda dört gözle bakmaya baÅŸlar. Birinin göremediÄŸini öbürü görür. Sevenler birbirleri adına düÅŸünür ve kaygılanırlar. Bu tarzda yaÅŸanan sevgi bolluÄŸunun hiçbir sakıncası olmaz çünkü iki tarafta sevgiyi kullanmayı biliyordur. Böyle bir evlilik iki kiÅŸinin beraber yaÅŸaması deÄŸil, birbirlerini tamamlaması demektir.

Sevginin İfadesi

Sevginin herkesçe farklılaÅŸan bir ifade biçimi vardır. Bir insana aÅŸkımızı anlatmak için mutlaka ona ÅŸiirler yazmamız, herkesin içerisinde 'seni seviyorum' dememiz gerekmez. Duygusal paylaşım için uzun uzun konuÅŸmak da ÅŸart deÄŸildir. Sıcak bir tebessüm, birkaç güzel söz onlarca kelimenin anlatamadığını anlatır. İki tarafında en büyük ihtiyacı olan aÅŸk, anlamlı bir bakışla bile karşımızdaki insanda yerini bulacaktır. Hattâ bu baÄŸlılığını beden diliyle ifade eden aşıkların aÅŸkının daha gerçekçi olduÄŸunu söylemek dahi mümkündür. Çünkü birbirini gerçekten seven iki kiÅŸi hiç konuÅŸmadan saatlerce bakışabilirler. Bulundukları mekânda o kadar yakın otururlar ki; vücut diliyle 'aramıza kimse girmesin' mesajını verirler. Bu, kadını ve erkeÄŸi rahatlatan bir sevgidir.

Sevgi, kalemdeki mürekkep gibidir. Mürekkebin varlığını anlamak için yazmak kâfidir. Kalemin içini açıp baktığın zaman da mürekkebi görürsün ama kaleme zarar verirsin. İşte bunun gibi kadında erkeÄŸin sevgisini kendisi için yaptığı fedakârlıktan anlayabilir. 'EÅŸim beni seviyor mu?' diye kurcalayarak iliÅŸkisine zarar vermek yerine erkeÄŸin ona olan muamelesinden bir sonuca varabilir. ErkeÄŸin sevgisini izhar etme yolu istirahatından fedakarlık edip kadının mutluluÄŸu için bazı sıkıntılara katlanmasıdır. Fakat kadın sevildiÄŸini sözle duyma konusunda ısrar ederse, erkeÄŸin hisleri savunmaya geçer ve kadından uzaklaşır. KiÅŸi sevildiÄŸini muhatabının davranışlarından anlayamıyorsa bazı testler uygulayabilir. Ancak bu testler, karşıdaki insanın olumsuz duygularını ortaya çıkarmak için yapılmamalıdır. ErkeÄŸi kıskanıp, kızdırdıktan ve üstüne giderek en ağır sözleri söylettikten sonra 'düÅŸündüÄŸüm gibi bu adam beni sevmiyor' diyen kadın evliliÄŸiyle kumar oynuyor demektir. Halbuki evlilik kumar oynanmayacak kadar ciddî bir iÅŸtir. Seven erkek zaten bellidir. ErkeÄŸin eve zamanında gelmesi, evliliÄŸinde mutlu bir atmosfer oluÅŸturmak için çaba sarfetmesi, sevgisinin davranışlar aracılığıyla tezahürüdür. Kadının bu muameleden sevildiÄŸi hükmüne varması en tabii olanıdır.

Sevgi aynı zamanda psikolojide, psikolojik pain yani psikolojik aÄŸrı denilen korkunun ilacıdır. Nasıl romatizma vücudumuzu kapladığı zaman her tarafımız aÄŸrı çekerse, korku da bütün psikolojimizi etkileyen bir aÄŸrıdır. Ancak sevgi öyle bir ateÅŸtir ki o yandığı zaman endiÅŸe yok olur.

Korkunun yerini alan güven duygusu beyindeki stres hormonu salgısını azaltır ve mutluluk artar.

Beynin her hisle ilgili kimyasal bileÅŸimi vardır. KiÅŸi hangi duyguyu yaşıyorsa beyninde ona baÄŸlı salınımlar olur. Aşık olmak sarhoÅŸ edici bir duygudur. AÅŸkın kimyası üzerine yapılan araÅŸtırmalarda, aÅŸk esnasında beyinde keyif verici, gevÅŸetici, vücuttaki aÄŸrıları giderici, morfin benzeri bir madde salgılandığı tespit edilmiÅŸtir. Tabii bu insanın sevgi ve mutlulukla ilgili zihnî melekelerini harekete geçirmesiyle mümkündür. Ayrıca böyle bir beceriyi kazanmak isteyen kimsenin elinde doÄŸru ölçüler olması ÅŸarttır. EÄŸer bir insan aÅŸkı iyi tanımış ve sevgi yatırımını doÄŸru kanala yapmışsa, baÄŸlandığı kimse ya da sevdiÄŸi ÅŸey elinden alınsa bile bu muhabbetini onun hatırasına saygı duyarak devam ettirebilir. Neticede de uzun vadeli bir aÅŸk ortaya çıkar. Bu konudaki en önemli örnek, Hz. Mevlâna'dır. Ölüme 'düÄŸün gecesi, vuslat' diyen Mevlâna, yaklaşık bin sene önce yaÅŸadığı halde aÅŸkının oluÅŸturduÄŸu çekim gücüyle sevilmeye devam ediyor. Onun söylediÄŸine benzer fikirleri baÅŸka filozoflarda söylemesine raÄŸmen, Rumî'deki ilahî aÅŸk bir kara delik gibi onu cazibe merkezi kılmayı sürdürüyor. Üstelik yaÅŸadığı hakiki aÅŸkı kendisine baÄŸlanan insanlara da tattırarak, güçlü bir frekans oluÅŸturuyor.

Sevgi, olgunlaÅŸtırılması gereken ham duygulardan birisidir ve deÄŸiÅŸkendir. Sevgi de eli açık davranmak ve bunu sevdiÄŸine cömertçe dağıtmak nitelikli bir iliÅŸkiyle mümkündür. CiÄŸerlerini geliÅŸtiren bir yüzücünün iyi yüzmesi ya da kaslarını çalıştıran bir sporcunun hızlı koÅŸması gibi aşıkta sevgisini renklendirip, yenilediÄŸinde sevdiÄŸi kimseyle kalitesi ispatlanmış bir münasebet kurar. Sevginin devamı için yapılacak uzun soluklu bir yatırım, iliÅŸkinin ileride karşılaÅŸacağı badireleri kolaylıkla atlatmasına yardımcı olur.

kaynak : mcaturk.com

    Yorumlar...
    (Toplam 1 yorum var.)


    Sayfa: 1

    Bu yorumu gerçekten şikayet etmek istiyor musunuz ???


    Bir sebep belirtmek isterseniz alttaki kutucuÄŸa yazabilirsiniz...




    Pencereyi Kapat...
  1. 08.05.2012 14:45
    buket yıldız


    Misafir




    ya ben birini seviyorum ama o beni seviyormu bilmiyorum beni görünce ÅŸakalaşıyor mesela tipe bak falan diyor gözümün içine uzun uzun bakıyor ama biz  facede biraz tartıştık yalnış anlaşılma oldu ondan sonra konuÅŸmadık  sonra ben bu çocuÄŸun kapısının önünden geçmeye baÅŸladım çocuk gözümün içine bakıyodu ve dönüp arkamdan bakıyordu sonra ben bakınca gözlerini kaçırıyordu bende bir gün facede bundan özür diledim ben bu facede olan olaydan rahatsız oluyorum falan yazdım oda iyi tamam yazdı konuÅŸmaya baÅŸladık benim kapatmam gerekti kapattım sonrada benim dayım var daha genç 19 yaşında o benim yanıma gelmiÅŸdi okula sonra beraber gelirken tam onların kapısının önünden geçtik dayımda bana sarılmışdı oda bana baktı ve başını eÄŸdi sonrada ertesi gün okula giderken gördüm ben baktım oda baktı ama konuÅŸmadı okul çıkışı eve geldim facede açıkdı slm yazdım cevap vermedi bilmiyorum beni seviyormu sevmiyormu sizce seviyormu lütfen yardım edin bana.....



Yorum Yazın


Yorumları Gizle | İçeriği Gizle