Close

Somut bilgiler artık Facebook'da

MALİYE POLİTİKASI 2 — Açıköğretim — Somut.NET

aöfMatik | Açıköğretim Kategorisi
Uygulamayı İndir
aöfMatik Nedir?

eKamp » Açıköğretim » MALİYE POLİTİKASI 2... (Buradasınız)

MALİYE POLİTİKASI 2



GFBİbrahim

04.04.2013 03:06

aöfMatik




Maliye Politikası Ders Notları 2

UNİTE : 6

İRADİ POLİTİKALAR KARŞISINDA OTAMATİK İSTİKRAR SAĞLAYICILAR

İradi Maliye Politikası; Toplam talebi değiştirmek ve ekonomiyi istikrara kavuşturmak için harcamaları ve vergilerde bilinçli olarak değişiklikler yapılmasıdır. İradi politikanın temel özelliği “Siyasi karar birimlerinin takdirine dayanmasıdır”.

-İradi politikalarının Uygulanmasındaki sorular-

İradi politikalar istikrarı sağlamaya yönelik olsada iki nedenden dolayı amacına ulaşamayabilir.

1-Tanı ve Teşhis Sorunu= Ekonomik faaliyetlerde dalgalanmaları doğru olarak tanı ve teşhis etmek için kullanılan teknikler son yıllarda gelişmiş olsa da her zaman tahminlerin doğru olacağı beklenemez. Doğru tahmin çözümüde beraberinde getirir.

2-Gecikme Sorunu= Bir maliye politikasına gerek duyulduğu andan itibaren sonuçları alana kadar geçen süredir.3’e ayrılır.

a-Tanıma Gecikme Tanısı= Bir istikrarsızlığın ortaya çıkmasıyla bir mali işlem için harekete geçme kararı alınana kadar geçen süredir. b- Uygulama Gecikmesi= Harekete geçme ile uygulama arasındaki süredir.

c-Tepki Gecikmesi= Uygulamaya geçildikten sonra ilk sonuçları olana kadar ki süreçtir.

—Otomatik İstikrar Sağlayıcılar-

Ekonomik dalgalanma dönemlerinde kendiliğinden devreye girerek dalgalanmaları azaltan faktörlerdir.

Vergiler, işsizlik sigortaları, tarım destekleme fiyatları otomatik istikrar sağlayıcılardır. Otomatik İstikrar sağlayacıların gücü; —vergilerin esnekliğine —yapılan kamu harcamasının zamanlamasına bağlıdır.

Gerçek gelir artışı (vergilerle yapılan kamu harcamalarıdır.)

Gerçek olmayan(arizi) gelir artışı (Borçlanma ile yapılan kamu harcamasının gelire etkisi)

OSÖ = 0 ‘sa istikrar gelir sağlayıcı herhangi bir sonuç vermiyor.(etkisizdir)

OSÖ = 1 ‘se istikrar gelir sağlayıcı tam etkindir.

Bir ekonomide vergilerin otomatik istikrar sağlayıcılı gelir düzeyinde ki değişikliğe verginin ne kadar tepki verdiğine bağlıdır. *Verginin esnekliği arttıkça otomatik istikrar sağlayıcısıda artar.

YANi;Gelir düzeyinde bir değişim olduğunda vergi buna hemen tepki veriyorsa vergi esnektir ve otomatik istikrar sağlayıcı olarak kullanılabilir.

VERGİ ÇEŞİTLERİ -Sabit oranlı Tarifeli Vergiler= Belli bir oran üzerinde alınan hiç değişmeyen vergilerdir.0 ‘dır.Örneğin;Baş vergisi

-Oransal Tarifeli Vergiler= Vergi matrahının GSMH’daki değişikliğe göre duyarlı olduğu vergilerdir.

-Tek Oranlı Vergiler= Vergi matrahının esnekliğine gelirdeki değişikliğine vergi matrahının otomatik olarak tepki verdiği belli oranlara sahip vergilerdir.

Artan Oranlı Vergiler= Otomatik istikrar sağlayacılığı en fazla olan vergilerdir.Gelirde ki değişikliğe en iyi tepkiyi veren esnekliği en fazla olan vergilerdir.Örnek;Gelir Vergisi.

Otomatik İstikrar Sağlayıcı Olarak Kamu Harcamaları

Harcamaların otomatik istikrar sağlayıcı olarak kullanılabilmesi için “ genişleme döneminde frenleyici, daralma dönemimdeise; genişletici bir etkisinin olması gerekir.İki uygulama vardır. -İşsizlik sigortası uygulaması, -Tarım Destekleme fiyatları.

Otomatik istikrar sağlayıcılar ekonomisinin kendiliğinden düzene gireyeceğini sağlayan Monotaritler açısından etkili devletin müdahalesini şart koşan keynesyenler açısından tek başına etkisizdir.(iradi politikaları savunurlar) Formül Esnekliği Yöntemi Belli göstergelerden hareket ederek hangi önlemlerin hangi dönemlerde uygulamaya geçileceğinin belirlenmesidir.

GÖSTERGE ÖNLEM KONJOKTÜR DÖNEM İstihdam Fiyatlar G.D. Vergi Daralma Gelir Canlanma

Ani işsizlik artar toplam talep düşer, vergiler düşer---DARALMA Gelir artar toplam talep artar, vergi artar--- CANLANMA

buradaki önlem almanın belirleyicisi Göstergedir.

ÜNİTE:7

ENFLASYONLA MÜCADELEDE MALİYE POLİTİKASI Enflasyon bir ekonomide belli bir süre içerisinde fiyatlar genel düzeyinin sürekli yükselme olayıdır. Enflasyon mal ve hizmetlerin piyasa koşullarından kaynaklanan fiyatların değil fiyatlar genel düzeyinin artmasıdır. Enflasyon çeşitleri;

1-Talep Enflasyonu: Yoğun talep artışının yarattığı enflasyondur. 2-Maliyet Enflasyonu: Malların maliyetindeki artışların fiyatları arttırmasıyla oluşan enflasyondur.

3-Yapısal Enflasyon: Ekonomide uzun süreli olarak süre gelen enerji, hammadde, nitelikli iş gücü kıtlığı ile oluşan enflasyondur. 4-İthal edilen Enflasyon: İç piyasada parasal faktörlere dayanan dış alemden aktarılan fiyat yükselişleri neniyle oluşan enflasyondur.

NOT::: Piyasada satın alma gücünü yükselten devlettir.Devlet kamu açıklarını para basarak gidermeye çalışırsa enflasyon artar.Enflasyonun etkilenmemesi için yapılması gereken ; Para basmadan özel tüketim harcamalarını arttırmaya çalışmaktadır.

Genişleme eğileme içerisindeki piyasalarda %4 veya %5’lik bir enflasyon gelişme için sağlıklı gözükür.Yüksek enflasyon yaşanan durumlarda fiyat artışları faizler üzerinde olumsuz etki yaratacağı için yatırım dengesini bozarak ekonomiyi negatif yönde etkiler bunun nedeni yüksek enflasyon döneminde ortaya çıkan enflasyon vergisidir.

“Enflasyon nedeniyle azalan satın alma güncü güçlendirmeye çalışan kişilerin tüketimlerini kısmaları sonucunda paralel taban içinde kamu kesimine yönelik olan harekete “Enflasyon vergisi “ denir. Enflasyon döneminde vergi tahsillerinin geçilmesinde reel satın alma gücü azaltır. Bu duruma “tanzi etkisi ”denir.

Enflasyon ile mücadelede Maliye Politikası Toplam talebin toplam arzın üstüne çıkması durumunda fiyatlar genel düzeyinin artması şeklinde görülen enflasyon sonucunda gelir ve kaynak dağılımındaki bozuklukları düzeltmek için devlet parasal tabanı kontrol altına tutmaya çalışır.

Enflasyonun kaynağı ne olursa olsun kamu kesimi açıklarının parasal tabanı genişleterek finanse ediyor olması enflasyonda kamu kesimini önplana çıkartır.

*Enflasyonun önlenmesinde etkili Maliye Politikası araçları kamu kesimi açıklarının kapatılması hatta kamu kesimi fazlası yaratılması şeklinde uygulanmalıdır ve bu yapılırken kesinlikle Merkez bankasına başvurulmalıdır.

Maliye Politikası a-Kamu Harcaması -Cari Harcama= *Gerçek ve *Yatırım olarak ikiye ayrılır. -Transfer Harcaması=*Sosyal ve Ekonomik harcama olarak ikiye ayrılır. b-Vergiler -Dolaylı, -Dolaysız ve -Servet harcamaları olarak üçe ayrılır. c-Kamu Borçları -İç Borçlanma =Bankacılık Sistemi ve özel Kesim borçlanma olarak ikiye ayrılır. -Dış borçlanma olarak ikiye ayrılır.

a-Kamu Harcamaları-1-Cari Harcamalar(Gelir artışı yaratan Kamu harcamaları):Gerçek ve yatırım diye ikiye ayrılır.

Gerçek harcamalar personel ödeneklerinden oluşmaktadır. Enflasyonist dönemde ekonomide daralma yaratır. Bu dönemde en çok etkiye kamu yatırım harcamaları almaktadır. Kamu yatırım harcamalarının azalması hem kamu kesiminde üretimin azalmasına hem d özel kesimin verimlilik kaybına neden olacaktır. 2-Transfer Harcamaları: Sosyal ve Ekonomik olarak ikiye ayrılır.

Emekli, dul ve yetimlerin aldığı maaşlara Sosyal Transfere, Devletin üretimi arttırmaya yönelik mali yardımlara da Ekonomik transfer içinde yer alır. Enflasyonist dönemlerde bu grupların mağdur olmaması için harcamalar enflasyon oranında arttırılmalıdır. b-Vergiler-

1-Dolaysız Vergiler: Gelir üzerine doğrudan salınan vergilerdir. Artan oranlı olarak uygulandığı durumda enflasyona bağlı olarak ortaya çıkan gelir dağılımındaki bozukluğu ortadan kaldırır.

2-Dolaylı vergiler: Tüketimden alınan enflasyonla mücadeledeki en etkili vergi uygulamasıdır. Talep azaltıcı ve yönlendirici olarak uygulanabilir. Zorunlu ve lüks mallarda, lüks mallardan; tüketim ve yatırım mallarında, tüketim mallarından fazla alınarak denge sağlanmaya çalışır.

3-Servet Vergiler: Kişilerin gelirlerinin veya harcama potansiyelinin göstergesi olması açısından önemlidir. Servetin harcama gücünü tam olarak yansıttığını varsayarsak yüksek oranlı servet vergileri enflasyonist dönmede etkili olabilir.

c-Kamu borçları-Enflasyonist dönmede kamu harcamalarının artması vergilerin tahsil sürelerinin uzaması nedeniyle devlet borçlanmaya ihtiyaç duyar. Borçlanma ikiye ayrılır. Bunlar;

*İç borçlanma; İç piyasadan yapılan borçlanmadır. *Dış borçlanma; IMF, Dünya Bankası gibi kaynaklardan yapılan borçlanmaya denir. İç Borçlanma ikiye ayrılır. Birincisi Bankalar sistemindeki ikinci durum ise özel kesimden borçlanması devletin tahvil çıkartarak veya tahvil ödemesi yaparak yürüttüğü maliye politikasıdır.

Bankacılık sisteminden borçlanma ise devlet tahvili Merkez bankasına veya bankalara satabilir.

Merkez bankasına tahvilin satılması durumunda Merkez bankası söz konusu tahvilleri elinde bulundurduğu müddetçe enflasyonist süreç devam eder. Bankalara satıldığında ise bankalar ya tahvilleri portföyünde tutabilir ya da Merkez bankasına ciro edebilir. Birinci durum parasal tabanı etkilemezken ikinci durum parasal tabanı genişletir.

--Borç Yöntemi—Borçların bütçeye faiz oranlarına etkilerinin düzenlenmeleridir. Borç yönetiminin yapılmasının 3 nedeni vardır; —Devlet Borçlarına ait faiz oranlarının yatırımları azaltması —Faiz oranlarının yükselmesinin borcun yükünü arttırması

—Kamu borçları faizlerinin yüksek olması diğer finansal aktiflerin değerinin azaltır. -Yeni Ekonomik Politikalarda Enflasyonla Mücadele Araçları-

Keynesyenin savunduğu Müdahaleci maliye politikası yaklaşımı 1960lardan itibaren büyük değişikliklere uğramıştır. Bu değişiminin nedeni; Küreselleşmedir. Küreselleşme sonucunda devletin ekonomi içerisindeki rolü gittikçe azaldığından piyasaların kendini düzenlenmesi anlamına gelen “Mali disiplin ” olgusu önem kazanmıştır.

Bu süreçte piyasanın serbestleşmesi insanlara elindeki ulusal parayı yabancı parayla değiştirme olanağını verir. Bu olaya “para ikamesi” denilir. Bu durum sonucunda dünya faiz oranı ülke içindeki faiz oranına yaklaştığında ülke içine sermaye girişi yaşanır. Dış borçlanmayla oluşan bu durum kamu borçlarının artmasına neden olur.Bu duruma “İkiz Açık” denilir.eğer bu kriz aşılamazsa borç ihracat gelirleriyle ödemeye çalışır.Üretim yavaşlar bu duruma da “Finansal Kırgınlık” denilir.

ÜNİTE 8

DURGUNLUK VE MALİYE POLİTİKASI

Bir ekonomi durgunluk içinde bulunduğunda, toplam arz-toplam talep dengesindeki bozukluk, arza oranla talep eksikliği şeklinde ortaya çıkmakta, diğer bir deyişle, toplam talep yetersizliğinden meydana gelen bir toplam arz-toplam talep dengesizliği söz konusu olmaktadır.

Bu durumda milli gelir eksik istihdam düzeyinde gerçekleşecek, işsizlik artacak mal ve faktör fiyatlarında genel bir düşme eğilimi gözlemlenecektir. Buna göre, bir ekonomide durgunlukla mücadele programının toplam talepteki yetersizlikleri giderme ve efektif talep düzeyini yükseltme amacına yönelmesi gerekmektedir.

Bu nedenle de maliye politikası yoluyla durgunlukla mücadele etmek için kamu harcamalarının artırılması ve / veya vergilerin azaltılması yolu seçilmektedir.

I-DURGUNLUKLA MÜCADELEDE KAMU HARCAMALARI POLİTİKASI

Ekonominin toplam talep düzeyindeki yetersizlikleri gidermek amacıyla, vergi gelirleri eski düzeyinde bırakılarak kamu harcamaları artırılabilir. Bu durumda bir bütçe açığının meydana geleceği ve toplam talepte net bir artış yaratılmış olacağı açıktır.

Durgunlukla mücadelede kamu harcamaları politikası, ekonominin tam çalışma düzeyinde dengeye kavuşabilmesi için özel harcamalardaki yetersizliklerin kamu harcamaları ile giderilmesi sonucunu doğurmaktadır.

Bu tür politika ile milli gelir düzeyinin düşmesi önlenmiş, özel sektör harcamalarının azalmasına engel olunmuş ve ekonomideki daraltıcı güçler ortadan kaldırılmaya çalışılarak yeniden genişleme süreci içine sokulmuş olacaktır.

a-Mal ve hizmet alımına yönelen kamu harcamaları: Yatırım harcamalarının ve cari harcamaların ekonomi üzerindeki etkisi aynıdır. Bunlarda yapılacak bir artışın, toplam talebi doğrudan etkilediği için, ekonomi üzerindeki genişletici etkisi, transfer harcamalarının genişletici etkisinden daha etkili ve daha kesin olacaktır.

b-Kamu transfer harcamalarında: Kişilere yapılması halinde firmalara yapılmasından daha etkili olmaktadır.

Transfer harcamaları, harcama eğilimleri yüksek kişilere yapılıyorsa, hem durgunlukla mücadele açısından hem de gelir dağılımında eşitliğin sağlanması açısından etkin bir çözüm olacaktır.

Ekonomik durgunluk dönemlerinde milli gelirin tam istihdam düzeyine yükseltilmesi ve işsizliğin giderilmesi için, kamu harcamalarının özellikle yatırım harcamalarının ve marjinal tüketim eğilimleri yüksek, düşük gelirli gruplara yapılan transfer harcamalarının artırılması gerekir.

DURGUNLUKLA MÜCADELEDE KAMU GELİRLERİ POLİTİKASI

Durgunlukla mücadelede, kamu harcamalarını aynı düzeyde bırakılarak vergileri azaltma yoluna gidilebilmektedir. Bu durumda da yine bir bütçe açığı yaratılacağı ve bu açığın diğer bir kamu geliri türü olan borçlanma ile kapatılabileceği açıktır.

II-DURGUNLUKLA MÜCADELEDE VERGİ POLİTİKASI

Durgunluk dönemlerinde kamu harcamaları politikasının amacı ekonomide özel harcamalardaki yetersizliği telafi etmek olduğu halde, vergi indirimlerinin amacı, kullanılabilir kişisel gelirleri artırmak suretiyle özel tüketim ve yatırım harcamalarında bir artış sağlamaktır.

Bu yolla ekonomik hayattaki daralmanın önlenmesi ve genişlemenin sağlanması planlanmaktadır.

Durgunlukla mücadelede vergi indirim politikasının etkinliği için verginin konusunun geniş olması gerekir.

Böylece indirimlerden daha çok kişi yararlanabilecek, kullanılabilir gelirleri artacak, böylece tüketim ve yatırım mallarına olan talebin artması sağlanacaktır. Kişisel gelir vergileri ile gider vergiler bu açıdan etkin vergilerdir. Servet vergileri ise bu anlamda elverişli bir vergi türü değildir. ***Durgunlukla mücadelede, kamu harcamalarını artırmak vergileri indirmekten daha etkilidir.

III-DURGUNLUKLA MÜCADELEDE BORÇLANMA POLİTİKASI

Kamu harcamalarının artırılması ve / veya vergilerin indirilmesiyle bütçede meydana gelecek açığın kapatılması borçlanma ile olacaktır.

Ancak durgunluk dönemlerinde borç yönetimi ile ekonomideki sorunların çözümü enflasyonist dönemlere oranla daha kolay olmaktadır.

Çünkü durgunluk dönemlerinde, ekonomide büyük ölçüde kullanılmayan fonlar bulunmaktadır. Eğer devlet borçlanma yoluyla bu fonları toplar ve ekonomik hayatın canlanması için kullanabilirse, ekonomideki daralmayı önleyebilecektir.

Durgunluk dönemlerinde de borçlanmanın kimden yapılacağı önemli bir konudur.

Durgunlukla mücadelede başarılı olabilmek için borçlanmanın, ekonomide özel harcamalar üzerinde en az etki meydana getirecek şekilde yani toplam talebi en az azaltıcı şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

a-Kişilerden borçlanma: Eğer kişileri devlete borç verdikleri parayı kullanmayarak atıl tuttukları fonlardan karşılıyorlarsa toplam talepte bir azalma olmayacak aksine devlet bu parayı kullandıkça toplam talepte net artışlar sağlanacaktır.

Ancak devlete borç verilen fonlar, kişilerin yatırım ve tüketim harcamalarını kısmaları yoluyla karşılanıyorsa, başlangıçta toplam talep azalmış olacak, elde edilen bu fonların devletçe harcanması, tekrar ekonomiye sokulmasıyla toplam talep yine borçlanmadan önceki düzeye gelecek ama harcamayı yapan kesim değişmiş olacaktır.

Sonuçta ekonominin toplam talebinde bir değişiklik meydana gelmemiş olacaktır.

b-Ticari bankalardan borçlanma: Ticari bankaların portföylerinde kullanılmayarak, atıl tutulan fonların borçlanılması ve bunların devlet tarafından ekonomiye aktarılmasıyla genişletici bir etki yaratacağı açıktır.

Ticari bankaların atıl fonlarından değil de özel kişi ve firmalara sağlanan kredilerden borçlanıyorsa bunun talebi artırıcı, ekonomiyi genişletici etkisi daha az olacaktır.

c-Merkez Bankasından borçlanılması: Bütçe açığının Merkez Bankasından borçlanılarak finanse edilmesi durumunda, toplam talep üzerinde hiçbir azaltıcı etki meydana gelmeyecektir.

Çünkü, kamu harcamaları para arzı artırılarak karşılanmaktadır. Bu nedenle durgunluk dönemlerinde bütçe açığını finanse etmenin en etkin yolu Merkez Bankasından borçlanmaktır.

Durgunluk dönemlerinde kısa vadeli borçlanmalar tercih edilmelidir.

Genişletici maliye politikası, politikacılar açısından çok cazip olduğu için uygulama şansı çok yüksektir. Ancak böyle bir politikanın ekonomiyi enflasyonist sürece sokma tehlikesi söz konusu olduğundan iyi planlanması gerekir.

ÜNİTE 9 STAGFLASYON VE MALİYE POLİTİKASI

Stagflasyon kavramı bir ekonominin aynı anda hem işsizlik hem de enflasyon içinde bulunması durumunu ifade eder.

Yüksek bir enflasyon oranının, kullanılmayan üretim kapasitelerinin, işsizliğin ve yetersiz bir büyüme hızının birlikte yaşandığı bir ekonomik olayı ifade etmek için kullanılan stagflasyon ciddi bir ikilemi ortaya koymaktadır.

Daha öncede belirtildiği gibi, daraltıcı para ve maliye politikaları bir ekonomide talep enflasyonu için çözüm olurken, yüksek işsizlik oranlarının azaltılması için genişletici politikalar izlenmesi gerekmektedir. Stagflasyon durumunda başlıca makro düzeyde sorun istihdam konusunda ortaya çıkmaktadır.

Özellikle enflasyon oranlarının yüksek olduğu dönemlerde ortaya çıkan işsizliğe rağmen ücret baskıları tercih edilmektedir. Yine artan işsizlik, çalışanların hayat standardını korumaya yöneliktir.

Stagflasyon sürecinin 4 özelliği bulunmaktadır. 1-Devletin maliye ve para politikası aracılığıyla enflasyonu kontrol altına almak istemesi nedeniyle ekonomik faaliyetler belli ölçüde daralır.

2-Enflasyon oranının yüksek olduğu dönemlerde artan işsizliğe rağmen ücret baskıları ve artan işsizlik çalışanların hayat standartlarını muhafaza etmeye yeğlenir. Bu durum ise sendikaların pazarlık güçlerini artırır. 3-Bu dönemde kârlar azalır.

Bu durum ise özellikler rekabetçi serbest piyasa ekonomisinin uzun dönemde temelini sarsan ciddi bir olgu haline gelmektedir.

4-Daha yüksek ücretler için konan baskılar toplumda artan işsizlikle birlikte firmaları işçi grevleri nedeniyle zarar ve kârların azalması tercihiyle karşı karşıya bırakmaktadır.

STAGFLASYONLA MÜCADELE POLİTİKASINDA MALİYE POLİTİKASI TEDBİRLERİ

Stagflasyon olgusu bir ekonomide karar birimlerini enflasyonla mücadele ederken işsizliği kötüleştirmeme ya da işsizlikle mücadele ederken enflasyonu kötüleştirmeme arasında ciddi önlemler almalarını gerektiren bir ikilemle karşı karşıya getirmektedir.

Bir yandan işsizliği gidermek için genişletici maliye politikası tedbirleri uygulanması diğer yandan fiyat artışların engellemek için daraltıcı bir politikanın uygulanması gerekir ki karar vericiler (siyasal iktidarlar) için bu gerçekten zor bir seçenektir ve bir tercih sorunudur. Hangi politika seçilirse seçilsin bir amacın gerçekleştirilmesi sırasında diğer amaçtan uzaklaşılacaktır.

Bu nedenle devlet politikasınca izlenilecek yol bu iki amacın optimal bir bileşimini gerçekleştirmeye çalışmaktır.

1970’li yılların başından beri stagflasyon olgusuna çözüm arayan gerek keynesyen iktisatçılar gerekse monetaristler ekonominin mikro yapısını daha iyi anlamız gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

Bu nedenle yeni bir takım ekonomik gelişmeler gündeme gelmiş ve Keynes devriminden bu yana ilk kez mikro temelli ekonomi politikalarının birçok iktisatçının dikkatini çekmeye başladığı görülmüştür. Bundan böyle hem keynesyenler hem de monetaristler stagflasyon olayının çözümü için ekonominin mikro yapısını daha iyi anlamamız gerektiğini ortaya koymuşlardır.

İşte günümüz ekonomik olaylarının çözümü için hem makro hem de mikro ekonomi araçlarını kullanma zorunluluğu böyle bir anlayışın sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Stagflasyonla mücadelede geleneksel maliye politikası araçlarının kullanılması, olayın ortaya çıkış kaynak ve türlerinin ve de bunların ekonomideki etkinlik derecelerinin belirlenmesi kaçınılmazdır. Bu belirleme yapıldıktan sonra mevcut araçlarla istikrarsızlığın kaynağına inilebilecektir.

Bu araçlar bilindiği gibi vergi, harcama, borçlanma ve bütçe politikası araçlarıdır. Ayrıca stagflasyon olayı işsizlik sorununu da kapsamında bulundurduğu için stagflasyonla mücadele programları içinde ücret ve fiyat kontrolleri, sektörel ve bölgesel farklılıkların giderilmesi benzeri önlemler alınabilir . Stagflasyonla mücadele etmek için önerilen seçenek politikalarından bazıları

1-GELIRLER POLITIKASI

Bir ekonomideki fiyat ve ücret artışlarına karşı uygulanması düşünülebilecek politikalardan biri ücret ve fiyatların oluşum sürecine doğrudan doğruya müdahale etmektir.

Gelirler politikası geniş kapsamlı bir kavramdır ve kamu harcamalarıyla vergileri değiştirmeksizin, toplam talebi azaltmaksızın ekonomideki enflasyonist baskıları önlemek amacıyla alınan birçok önlemi tanımlamak için kullanılmaktadır.

Gerçekten gelirler politikası, artan fiyat ve ücretleri azaltmak için firma ve sendikaları ikna etmeye çalışmaktan, kabul edilebilir çeşitli fiyat ve ücret artışları için çeşitli göstergeler geliştirmeye ve sonuçta fiyat ve ücretlerin genel olarak dondurulmasına kadar çeşitli önlemleri kapsamaktadır.

Gelirler politikası içinde, yasal olarak fiyat tavanları belirlemek ve bunlara uymayanları cezalandırmak şeklinde uygulanan fiyat ve ücretlerin dondurulması önlemi diğerlerine kıyasla en kısıtlayıcı olanıdır ve enflasyonu kesin olarak aşağıya çekebilmektedir.

O zaman niçin bu yolla enflasyondan kurtulunamamaktadır? Bunun nedeni, eğer ekonomide kaynakların optimum dağılımı isteniyorsa, ücret ve fiyatların değişmesi gerektiği düşüncesidir. Bir enflasyonla mücadele politikasının amacı, ortalama fiyat artış oranını, fiyatların kaynak dağılımındaki rolüne müdahale etmeden azaltmaya çalışmak olmalıdır.

Kısa bir dönem için fiyat ve ücretlerin dondurulması nedeniyle bozulan kaynak dağılımın çok küçük olabilir ve fazla maliyetli de değildir. Ancak ücret ve fiyatların uzun süre sabit tutulması durumunda emek ve mal piyasalarında anormallikler (bozukluklar) ortaya çıkacaktır.

2-VERGİ TEMELLİ GELİR POLİTİKASI

Vergi temelli gelir politikaları, daha düşük parasal ücret artışlarını öneren ve kabullenen firmalarla işçileri mükafatlandıran; aşırı ücret artışlarını öneren ve kabullenen firmalarla işçileri cezalandıran bir vergi sisteminin kullanımıdır.

Bu sistemde ücretleri belli bir sınırda tutan firmalara ve işçileri vergi azaltılması yoluyla mükafatlandırılmakta aksine aşırı ücret artışları öneren ve alan firmalarla işçiler yüksek vergiler yoluyla cezalandırılmaktadır. Böylece vergi temelli gelir politikaları, düşük parasal ücret ve fiyat artışlarını daha cazip, aşırı parasal ücret ve fiyat artışların daha az cazip kılarak nispi fiyatları değiştirmeyi planlamaktadır.

(Vergi temelli gelir politikası ile parasal ücret artışlarını sınırlandırmak ve böylece dolaylı olarak fiyat artışlarını önlemek için vergi sistemini kullanmak fikri hakim )

3-İNDEKSLEME

Gelir vergisinin, özel ücret sözleşmelerinin, işsizlik tazminatlarının ve sosyal güvenlik yardımlarının cari enflasyon oranına göre indekslenmesinin, enflasyon oranında beklenmeyen bir azalmanın maliyeti olarak gösterilen işsizlik oranını düşüreceği ileri sürülmektedir. Çünkü enflasyon oranında beklenilmeyen bir azalmanın ekonomide işsizliği artırmasının bir nedeni, ücret sözleşmelerinin parasal olarak sabit olmasıdır.

Üç yıllık bir ücret sözleşmesi beklenen bir enflasyon oranını kapsamaktadır. Bu durumda, eğer, cari enflasyon oranı beklenen enflasyon oranının altında ise, ücret maliyetleri mal ve hizmet fiyatlarından daha hızlı artacak ve daha az emek gücü istihdam edecektir. Ancak, parasal ücretler enflasyon oranına indekslenirse, parasal ücretlerdeki artış oranı enflasyon oranındaki azalmaya otomatik olarak karşılık verecektir.

4-ÜRETIM TESVIKLERI POLITIKASI VE TOPLAM ARZ

Bazı ekonomistler özellikle arz yönlü ekonomistler, üretken faaliyetler üzerinden alınan yüksek oranlı vergilerin toplam arzı ciddi bir biçimde etkilediğine inanmaktadırlar. Onlara göre, uygulanacak bir vergi azaltılması programı ekonomide çalışmayı, tasarrufu, yatırımı, üretkenliği ve toplam arzı teşvik edecek ve böylece stagflasyon olayının çözümüne yardımcı olabilecektir.

Kamu harcamalarının toplam arz üzerindeki etkisi ise, teşvikler üzerinde ters yönlü bir etkiye sahip olduğu için daha farklı olacaktır. çünkü, artan kamu harcamaları borçlanma ile finanse edildiği takdirde, ödünç verilebilir fonlar piyasasından fon çekildiği için, faiz oranları yükselmekte ve özel yatırım harcamaları azalabilmektedir.

Bu durumda zamanla, ekonominin sermaye birikim oranının azalacağı ve bu nedenle ekonomik büyümenin gecikebileceği açıktır. Borçlanmaya seçenek olarak, kamu harcamalarının üreticilerin gelirleri üzerinden alınan vergilerle finanse edildiği durumda ise, teşvikler ortadan kalkacak, (yatırıma oranla cari tüketim fiyatı, çalışmaya oranla boş zaman fiyatı gibi) nispi fiyatlar değişecektir. Ekonomistler nispi fiyatların önemli olduğunu vurgulamaktadırlar.

Çünkü vergilenmeyen faaliyetlere oranla (örneğin aylaklık, boş zaman gibi) vergilenebilir üretken faaliyetlerin fırsat maliyeti artarsa, karar vericiler daha çok birinciyi tercih edeceklerdir. Burada önemli olan soru, bu ikâme etkisinin ne kadar önemli olduğudur.







Mesaj gönderebilmek için Android işletim sistemli bir cihazınızın olması gerekmektedir. Buraya tıklayın ve uygulamayı ücretsiz indirin.
Kısa bir süre sonra sitemiz üzerinden üye olabilecek ve buradan da aöfMatik uygulamasına katılabileceksiniz...